Üç gün, İstanbul'un yemek kültürünü anlamak için yeterlidir, eğer doğru yapılandırırsanız ve bir anda her yerde yeme isteğine karşı koyarsanız.
İstanbul'a ilk gelenlerin içgüdüsü, ne kadar çok yere yetişebilirim diye koşturmaktır; anlaşılabilir ama verimsiz bir tutum. Şehirde aynı anda akıp giden birbirinden farklı yemek kültürleri var (sokak yemekleri ile fine dining, Boğaz balığı ile Anadolu klasikleri, Avrupa havası taşıyan Beyoğlu ile geleneksel Anadolu yakası); hepsini yetmiş iki saate sığdırmaya çalışan biri çoğu zaman her birinden kafası karışık ayrılır.
Daha akıllıca yaklaşım, her günü bir mahallenin etrafında kurmak ve yemeği mekândan akıtmak. Birinci gün tarihi yarımadanın günü (Sultanahmet, Eminönü, Karaköy), İstanbul yemek tarihinin en eski katmanlarının hâlâ görülebildiği yer. Galata Köprüsü'ndeki balıkçılarda simit ve çayla başlayın; Mısır Çarşısı'nın üstündeki Pandeli'de öğle yemeği yiyin; öğleden sonra Kapalıçarşı çevresindeki geleneksel dükkânlarda baklavaya oturun. Akşam Karaköy'e yürüyün, Haliç'e bakan modern sahil restoranlarında masa kapın.
İkinci gün karşıya geçer. Sabah Kadıköy pazarı (buradaki sebze meyve şehrin en iyileriyle yarışır, çevredeki sokaklarda iyi kahvaltıcılar, peynirciler ve şarküteriler var) ardından Moda Caddesi'ndeki bir meyhanede öğle yemeği. Burası İstanbul'un en sade keyifli hâli: iyi şarap, ortak tabaklar ve gideceği başka yeri olmayan dolu bir masa.
Üçüncü gün Beyoğlu ve Nişantaşı içindir. Şehrin en Avrupalı duran mahallesi ve yemek de bunu yansıtır: sabah üçüncü dalga bir kafede butik kahve, öğlen Nişantaşı'nın iddialı restoranlarından birinde uzun bir yemek, erken akşam Asmalımescit'in şarap barlarından birinde içkilerle küçük tabaklar. Plan tuttuysa, örüntü şimdiye görünmüş olmalı: yemeği sadece bir ihtiyaç olarak değil, bir arada olma biçimi olarak yaşayan bir şehir.
Birkaç pratik not. Akşam yemeği için mutlaka rezervasyon yapın; İstanbul'un en iyi restoranları dolar ve beklemek deneyimi düzeltmez. Buyurun ve teşekkürler demeyi öğrenirseniz her şey biraz daha ısınır. Öğün saatlerine uyun (öğle yemeği on iki ile iki arası, akşam yemeği sekizden sonra) ve aralarda sürekli atıştırma dürtüsünü bastırın. Buradaki en iyi yemekler yemeğin yerine oturması ve sohbetin dalıp gitmesi için zaman bırakılarak yenir.